"Enter"a basıp içeriğe geçin

Örnek öğretmen

Yeni Dünya Vakfı’nda düzenlenen programa konuşmacı olarak Prof. Dr. Kemal Eraslan ve Prof. Dr.  Abdullah Uçman yer almış. Prof. Dr. Kemal Eraslan, Tarlan’ın şahsına münhasır bir kişi olduğuna dikkati çekerek şöyle konuşmuş: “Metin şerhi yaparken bazen bir kelimede tereddüt hasıl olurdu ve ‘Acaba bu  kelimeyi nasıl manalandırmalıyız?’ diye bize sorardı. Yahut bir beytin içinde geçen kelimeyi söylemezdi, ‘Bu beyitte eksik olan en uygun kelime hangisidir?’ derdi ve biz o beyte en uygun kelimeyi bulmaya çalışırdık. Hocamız mükemmel Farsça bilirdi. Bu bakımdan kendisine ‘Acem Nihad’ diye bir takma ad koymuşlardı. O, kültürü yaşayan bir kimse, o kültüre hizmet eden bir kimse, o kültürü yazıya döken bir kimseydi. 

Şimdi öyle  olunca da her sözünde düşünmek gerekir. Hocalarımın içinde çok ayrı bir yeri olduğunu düşünüyorum. Divan edebiyatını ondan daha güzel bilen, sevdiren bir kimseye rastlamadım. Edebiyatın bütün inceliklerine vakıftı.” 

Prof. Dr. Abdullah Uçman’ın Ali Nihad Tarlan’la ilgili olarak anlattıkları ise bilhassa ‘örnek öğretmenlik’ noktasında çok dikkat çekici: “1970’li yıllar, maalesef talebe hareketlerinin yeni yeni başladığı, gerçekten hatırlanması bile insana korkunç gelen, önce başlangıçta taşlı sopalı, daha sonra bıçaklı, silâhlı çatışmaların yaşandığı bir ortamdı. O yıllarda Cumartesi günleri öğlene kadar resmî daireler de okullar da açıktı. Hoca’nın dersleri Cumartesi günüydü ve Edebiyat Fakültesi’nin 7 numaralı amfisinde yapılırdı. Hoca devam mecburiyeti istememesine rağmen o amfi dolar, geç kalanlar, yer bulamayanlar merdiven kısımlarında oturup dersini dinlerlerdi.” (AA, 29 Eylül 2018)

Şu tesbit öğretmenlerimizin örnek alması gereken bir tavır olmalı: “(Ali Nihad Tarlan) Hoca [derslerine] devam mecburiyeti istememesine rağmen o amfi dolar, geç kalanlar, yer bulamayanlar merdiven kısımlarında oturup dersini dinlerlerdi.”

Gerçek eğitim öğretmenlerin derslerini ‘mecburî’ olarak verdiği değil, öğrencilerin mecburiyet olmadan dinlediği derslerle ancak mümkün olur. Acaba okullardaki mecburiyet kalkmış olsa kaç öğrenci, kaç öğretmenin dersini dinlemek ister. 

Mutlaka merhum Ali Nihad Tarlan’ı örnek alan, onun gibi öğrencilere ders anlatan ve kendisini sevdiren öğretmenlerimiz vardır. Yapmamız gereken şey, bunların sayısını arttırmak olmalı.

Tahmin ediyoruz ki bazı okullarda derse girme mecburiyeti ortadan kalksa çoğu sınıflar boş kalır. Çok üzücü bir durum, ama bazı imam hatip liselerinde öğrencileri Cuma namazı kılmaya ikna etmek için öğretmenler zorlanıyormuş. 

Demek ki bir yerlerde yanlışlık yapılıyor. Öncelikli olarak din eğitimi verilen okullarda bile böyle problemler yaşanıyorsa derdimizin büyük olduğunu görmeli ve çok daha fazla gayret sarf etmek  mecburiyetindeyiz.

Bu vesile ile Prof. Dr. Ali Nihad Tarlan Hoca’yı rahmetle yad ederken böyle muallimlerin sayısının artmasını da Allah’dan temenni edelim. 

Türkiye, dersini sevdiren hocaların omuzlarında yükselecektir, bilelim.

Sosyal medyada paylaşınShare on Facebook
Facebook
Share on Google+
Google+
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin
Print this page
Print