"Enter"a basıp içeriğe geçin

Bu ne perhiz, bu ne imza?

Türkiye’deki hal ve gidişe bakıldığında aynı sözü tekrarlamak durumunda kalırız. Her başarısızlık sonrasında hep başkalarını, bilhassa da ‘dış güçler’i sorumlu tutarız. ‘Dış güçler’in, yabancıların ya da ‘düşmanlar’ın ülkemiz için iyi şeyler düşünmemesi mümkündür. Bunlara karşı her türlü tedbiri almak da idarecilerin vazifesi arasında yer alır. Ancak bizim de bir miktar kabahatimiz olduğunu görmek durumundayız. 

Ülkemizin ekonomi dahil olmak üzere pek noktada karşı karşı olduğu sıkıntılar vardır. Bu sıkıntıları sona erdirmek çeşitli çarelere müracaat etmek de işin tabiatı gereğidir. Nasıl ki “İlim Çin’de dahi olsa gidiniz, alınız” tavsiyesine uymak gerekiyorsa; Türkiye’nin sıkıntılarını aşmak için gerekiyorsa Çin’e de, Maçin’e de,  Avrupa’ya da, Afrika’ya da gitmek icap eder.

Ekonomi noktasındaki mevcut sıkıntıları çözmek için bir Amerikan şirketine müracaat edildiği, onunla anlaşma yapıldığı açıklandı. Türkiye’nin anlaşma yaptığını açıkladığı ABD’li uluslar arası yönetim danışmanlık firması olan McKinsey, kamu ve özel sektörün ekonomi politikalarını ve kararlarını analiz ederek raporlar hazırlamakla tanınıyor. Haliyle bir Amerikan şirketiyle anlaşma yapılması haklı olarak çeşitli tenkitlere yol  açtı. Normal zamanda tenkit edilmeyecek işlerin, günümüzde tenkide uğraması, idarecilerin daha önce ortaya koydukları tavırla alâkalıdır. Hemen her gün ‘yerli ve millî’ olmaktan bahseden idarecilerin, ekonomi noktasındaki sıkıntıları aşmak için hem de düne kadar her türlü ağır ifadeleri kullandıkları bir ülkede faaliyet  gösteriyor olması eleştiriyi hak etmez mi? ‘Yerli malı, yurdun malı’ olsun diyerek başka ülkelerden mecburen  ithal edilen cep telefonlarını dahi kullanmamak gerekir diyenlerin ekonomiye çare için ‘yabancı’ şirketlerin kapısına gitmesi ‘yerli ve millî anlayış’la açıklanabilir mi?

Diyelim ki yerli uçak, yerli tank, yerli cep telefonumuz olmadığı için bu ürünler dışarıdan, yabancı ülkelerden ithal ediliyor. Peki, Türkiye’nin yaşadığı ekonomik sıkıntıları aşabilecek yerli bir uzman, başarılı ekonomist yok mu? Bu durumu “Var, ama biz yine de dışarıdan destek alıyoruz” diyerek izah etmek mümkün mü? 

Türkiye’yi idare edenlerin en büyük iddiası ekonomi noktasında yaptıkları işler ve attıkları adımlardı. Ne oldu da düne kadar her türlü ‘kavga’nın verildiği, ‘üst akıl’ diyerek kınanan ‘düşman’ görülen bir ülkeden yardım istendi?

Tekrarlamakta fayda var: Asıl yanlış başka, ‘yabancı’ bir ülkeden destek ve yardım talep etmek değil; en başta bütün ülkeleri ‘düşman’ gibi gören anlayıştır. Bu anlayışın Türkiye’yi iyi noktalara getirmediğini bir defa daha görmüş olduk. 

Türkiye’nin farklı zamanlarda farklı ülkelerde danışmanlık firmalarıyla daha önce de anlaştığını dile getiren ekonomist Liath MacGorman’ın şu tesbitine kulak vermek lâzım: “Türkiye ekonomisinin kısa ve orta vadede rahatlayacağını sanmıyorum. Çünkü çok ciddî yapısal sorunları var. Şu durumda atılan adımların meyvesinin kısa vadede alınacağını düşünmüyorum.” (tr.euronews.com, 28 Eylül 2018)

İsteyen bu tesbiti yapan kişinin de ‘yabancı’ olduğunu düşünebilir, ama söylediği sözler, ‘yerli uzman’ların da  ifadeleriyle örtüşüyor: Ülkemizin çok ciddî yapısal sorunları var. Öncelik bu dertlerin çözümüne verilmelidir vesselâm.

 

Sosyal medyada paylaşınShare on Facebook
Facebook
Share on Google+
Google+
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin
Print this page
Print